MEVLÂNÂ CELALEDDİN-İ RÛMİ
“Mevlânâ” kelimesinin anlamı nedir?
Mevlânâ, “Efendimiz” anlamına gelmektedir. Gerek sağlığında, gerekse ölümünden sonra, saygı için bu adla anılmıştır. Mevlânâ “Molla Hünkâr” “Mevlay-ı Rum” (Anadolu’nun Efendisi) ve Mevlevi adlarıyla da anılmıştır.
Niçin Mevlana Celaleddin-i Rumi?
Çünkü Mevlana 802 yıl önce, 30 Eylül 1207 tarihinde doğdu. Bu yüzden 2007 Mevlana yılı olarak kutlandı. Bu kutlama kararı, Birleşmiş Milletlere bağlı UNESCO tarafından 3-15 Ekim 2005 tarihinde Paris’te alındı. Teklifi getiren ülkeler: Türkiye, Afganistan ve Mısır’dır. 2007 yılı Mevlana yılı oldu. Yıl içinde çeşitli kültürel etkinlikler gerçekleştiridi. Bu nedenle biz de Mevlana’yı kısaca sevenlerine hatırlatmayı düşündük. Detaylı Bilgi »
Birey olarak, aile olarak hayattan beklentilerimiz sınırsızdır. Hani ekonomistlerin dedikleri gibi “İhtiyaçlar sonsuz, kaynaklar sınırlı.” Çok şey bekliyoruz hayattan: Kat, yat, araba, fabrika, zenginlik… Derler ya insanoğlu “Homo economicus”tur. “Kendisine her koşulda maksimum fayda sağlayan seçeneği tercih eden kimse” Yani insanoğlu kendi çıkarını düşünen bir varlık. “Kendi çıkarını düşünmeyen bir insanda anormallik var.” deriz. Bu demek değildir ki “Çıkarı için her şeyi mubah gören” mantıkla hareket eder insanlar. Kendi hesabını bilmek ayrı, aşırı çıkarcı olmak ayrıdır tabi ki…
Bireyin hayattan birinci beklentisinin “Mutlu olmak” olduğunu vurgulamak istiyorum. Bu, dünya ve ahret mutluluğu olacaktır. Sadece maddî imkânlar insanda, psikolojik doyumu sağlayamıyor. Ruhun derinliklerinde bir şeylerin boşlukta, askıda kaldığı anlaşılıyor. Güzel bir araba almışızdır. Sevincimiz sonsuzdur, nirvanaya ulaşmıştır. Belli bir süre sonra bu mutluluk söner, yeni arayışlara gireriz. Sonra mutlu olmak, pahalı alışverişler yapmak anlamına gelmez. Ucuz, küçük bir kitap bile bizi mutlu edebilir. Detaylı Bilgi »
“Aile ve Eğitim” başlığı altında; aile içi iletişim, aile içinde etkili iletişimin yolları, aile içi iletişimi engelleyen nedenler, çocukların anne-babalardan, anne-babaların çocuklardan beklentileri, hayatta başarılı olmanın yolları, çocuk eğitimi, başarı hikâyeleri gibi konuları ele alacağız. Bu yazımızda, “Aile içi iletişim” konusuna değineceğiz.
Aile; anne, baba ve çocuklardan oluşan sosyal bir birimdir. Aile, karşıt cinslerin rızası ile sevgi üzerine kurulur. Hukukî ve dinî akitlerle pekiştirilir. Aile kurumunu oluşturmadaki amaç, neslin devamını sağlamaktır. Aileyi meydana getiren çocuklar, birer sevgi ürünüdür. Üyeleri arasındaki etkileşim, iletişimle sağlanır. Sağlıklı bir aile içi iletişiminden söz edebilmek için, sağlıklı bireylerin varlığıyla mümkündür. Bireyler arasında olumlu mesaj akışının olması, aileye mutluluk getirecektir. Mutlu bir ortamda sevgiyle büyütülen çocuklar ise, eğitim ve öğretimde dolayısıyla iş hayatında başarılı olacaktır. Bu nedenle çocuk eğitiminde aile içi iletişimin önemi inkâr edilemez. Detaylı Bilgi »
Yıl 2003. Mart ve nisan ayları. Gökyüzünde ağır bombardıman uçakları. Gece karanlığından yararlanarak Bağdat’ı bombalıyor. Irak’ın uçaksavarları ve topları gökyüzünü rast gele dövüyor. Hava bir aydınlanıyor, bir kararıyor. Sanki havai fişek gösterisi yapılıyor. Evlerden çığlık, kamu binalarından siren, minarelerden tekbir sesleri yükseliyor. Her şey savaş mantığı içerisinde işliyor. Taraflar az masrafla ağır zayiat verdirerek rakibinin savaş gücünü kırmaya veya muhatabını teslim olmaya zorluyor. Irak’ın rakibini savaştan caydıracak askeri bir teknolojiye sahip olmadığı ortaya çıkıyor. Anlaşılıyor ki kral çıplak. Sonuç; yıkım, kan ve gözyaşı…
O günlerde Irak’ta savaşanlar sadece askerler değildi. Askerler, sadece senaryosu yazılmış bir oyunu sahnede canlandırıyorlardı. Askerler işlerini Pentagon’un giriş kapısında yazılı “Zoru hemen başarırız, imkânsız biraz zaman alır.” Sözündeki güvenle yapacaklardır. Sahnenin dışında savaşı yapanlar ve savaşın kaderini tayin edenler ise, bilim adamlarıydı. Bilim adamları; savaşta kullanılan araç ve gereçleri en son teknolojiye göre tasarlamış, sanayiciler seri halde üretmiş ve politikacılar da onları askerlerin kullanımına tahsis etmişlerdir. Şayet aynı teknolojik güç, eğitilmiş Iraklıların elinde olsaydı, ya da Iraklılar, “Savaş, barış zamanında kazanılır?” düsturunu bilselerdi durum ne olurdu? Hazarda hazırlık yapmayanlar, barışın bedelini; kan ve gözyaşı olarak ödeyeceklerdir tabi ki… Detaylı Bilgi »
Zaman, izafi bir kavram. Evrendeki hareketliliğin ve değişimin adı. Uzaydaki konumunu tam olarak bilemediğimiz değişen dünyamızda sosyal ve beşeri hadiseler cereyan etmeye, akıp gittiğini düşündüğümüz zaman içinde insanları etkilemeye devam ediyor. Geçmişi hatırlıyor, geleceği hayal edip tasarlıyor; şimdiyi yaşıyoruz. Çocuklar büyüyor, yaşlılar aramızdan ayrılıyor. Büyüklerimiz ayrılırken aramızdan bilgi birikimlerini ve tecrübelerini de beraberinde götürüyorlar. Yaşlı çınarların yerini, filizlenen genç çınarlar alıyor. Onların hayata, iyi donanımlı başlatılmaları gerekiyor.
Meslekler, insanın mutluluğu içindir; ancak uğraş alanları farklıdır. İnsan, denen varlık üzerinde çalışan meslekler ve insanın hizmetine sunulmak amacıyla, insanın dışındaki varlıklar üzerinde çalışan meslekler… Cep telefonu, bilgisayar, televizyon gibi araçların tasarımını yapan mühendisler; cansız plastik ve metal yığınlarının teknik özelliklerini birleştirir, insanın hizmetine sunarlar. Oto tamircileri, cansız ve arızalı araçları yeniden çalışır hâle koyarlar. İnşaatçılar, çatısı altında mutlu ailelerin yaşayacağı sıcak ortamları kurarlar. Doktorlar, biyolojik sağlığımız, psikologlar ise akıl ve ruh sağlığımız için çalışırlar. Detaylı Bilgi »
Merhaba! Aynaya bakmayı sever misiniz? Evet, ben severim. Neden mi? Aynanın arkasındaki siyahlıktan geçip daha uzaklardaki güzellikleri seyretmeyi sevdiğimden galiba.Yaş kemale erdi, saçlara karlar yağmış, alındaki kırışıklar saklanamaz hale gelmiş öyle mi? Ya sen? Henüz bir gonca bile değilsin. Sana ne oldu? Aynalara mı küstün? Ya delikanlım sen, sana ne oldu? Sen de mi aynalardan utanıyorsun, aynanın önünden hemen uzaklaşmak istiyorsun? Neden?..
“İnsan kendini beğenmezse çatlar, ölür.” derler. Katılıyor musunuz, bilmiyorum; ama sürekli kendisiyle kavga halinde olan, kendi varlığıyla barışık olmayan bir beden, biyolojik rahatsızlıklara maruz kalıyor, çağımızın vebası, stresten bitkin düşüyor. Bana kalırsa aynadaki görüntü son derece harika bir sanat eseri. Beğeniler sübjektiftir, duygusallıkla iç içedir. Sana göre çirkin olan bana, harikadır. Ya da tersini düşünebilirsiniz. Tıpkı renkler gibi. Bir zaman kımızı renk revaçta olur, başka bir zaman siyah. Hangisi daha güzel? Kırmızı mı? Siyah mı? Bana kalırsa ikisi de güzel. Renklere bir ressam gözüyle bakmak, onların arkasındaki inanılmaz renk cümbüşünü seyretmek, bir fizik mühensisinin ışığa ve ışıktaki tayf oyunlarına bakmak, bir oftalmoloğun gözün gerisindeki renk oluşumunu izlemek kadar başkadır. Detaylı Bilgi »
Bu yıl, iki dinî bayramımızdan biri olan Ramazan Bayramı’nı büyük bir sevinçle idrak edeceğiz. Rahmet ve mağfiret ayı Ramazan-ı şerifi geride bırakarak mutluluk gününe, sevinçlerin doruğa ulaştığı güne ulaşacağız. Eskiden neler yapılırdı bu güzel günün öncesinde, bayram gününde ve sonrasında?
Eskiden bayrama bir hafta kala, bayram hazırlıkları başlar, ev tepeden tırnağa yeniden temizlenir, eşyaların yerleri gözden geçirilir, minderler kabartılır, kılıflar, değiştirilirdi. Ailenin bütün üyeleri üzerinde bu hazırlığın tatlı bir etkisi görülür; değişiklikler yapılırken pek ayakaltında bulunmak istemezler, herkes kendine göre bir iş tutardı. Anneler çamaşırların yıkanmasını, ütülerin bitirilmesini, baklavaların yapılmasını; babalar, mezar ziyaretini, fıtır sadakalarının bayramdan önce en yakın akrabalardan başlamak üzere kimlere verileceğini planlardı. Çocuklar kendilerine en iyi; ama yakışan giysilerden aldırmaya çalışırlar, bayram günü hangi evlerin ziyaret edileceğini hesaplarlardı… Detaylı Bilgi »