“Oku.” Allah’ın emirlerini tebliğ ile görevlendirdiği resulüne ilk verdiği görev. Peygamberimizin ümmî olduğunu ifade etmesine rağmen “Oku, seni yaratan Rab’inin adıyla oku, O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.” Israrıyla resulünün okumasını istiyordu. İnsan, eşref-i mahlûkattı. Yani yaratılmışların en şereflisiydi. Neden? Çünkü her şey onun içindi. Konuşabilen, düşünebilen, alet yapıp onu kullanabilen tek varlıktı. Maymunlar alet yapıp onu kullanamazlar. Papağanlar sesi taklitten öteye gidemezler. Hayvanlar çağrıyı algılayabilirler, yönlerini sevk-i tabilerine göre bulabilirler. Yumurtadan çıkan ördek, yüzmeyi okuluna gitmeden becerebilir; ama yumurtadan çıkan tavuk yüzemez. Yumurtadan çıkan kuş uçabilir, uçuş okuluna gitmeden bunu yapabilir; Ama yumurtadan çıkan kaplumbağa yavrusu uçamaz. Allah, insanı mükemmel yaratmıştır; Ancak “okumak, öğrenmek” konusunu onun aklına bırakmıştır.
Kurulu işletim sistemi ile belleği doldurmak, yeni programlar ile yeni ürünler elde etmek işini insanın kendisine bırakmıştır. Bu yüzden insanoğluna “Yerin altında ve üstünde ne varsa araştırın.” şeklinde kutsal kitabımız tarafından emir vermiştir. İlmî araştırmalar yapmak bir görevdir. Sizce bütün dünyada okullar niçin vardır? Çocuklara ve gençlere hoşça vakit geçirtmek için mi? Yoksa doğal, biyolojik, beşeri ve sosyal olaylar üzerinde düşünmek, düşündükleri ile bilgiler oluşturmak, bilgileri teknolojide kullanmak, teknolojileri endüstri haline getirmek, sanayiden ticarete, oradan da insan hayatını kolaylaştırmak, dolayısıyla insanı hem dünyada hem de ahrette mutluk etmek değil mi?
Okumak, insanın çabasına bırakılan eylemdir. Okuyalım. Ama neyi? Sadece dini kitapları mı okuyalım? Sadece dini tahsil mi yapalım? Eğer öyle olsaydı hastalıklarımızı kime anlatacaktık? Arabalarımızı, giysilerimizi kim üretecekti. Yollarımızı, evlerimizi televizyon ve bilgisayarlarımızı kim yapacaktı? Okuyacağız… Dinimizi öğreneceğiz. Okuyacağız… Doğal olayları keşfedip yeni bilgilere, teknolojilere ulaşacağız. Okuyacağız… Evreni, dünyamızı ve kendimizi anlayacağız. Okuyacağız… Kültürümüzü unutmayacağız. Var olmak için okuyacağız. Okuyacağız… Cehaletten kurtulmak için okuyacağız. Hayatımızı kolaylaştırıp sonunda mutlu olmak için okuyacağız.
Kültür, insanın kendi dışında ürettiği her şeydir. Buna maddi kültür ve manevi kültür diyebiliriz. Maddi kültür; medeniyettir, uygarlıktır. Uygarlık, evrenseldir. Oysa manevi kültür; dilimiz, dinimiz, töre, gelenek, görenek ve alışkanlıklarımızdır. Bunlar milli hukukun temel kaynaklarıdır. Ulusaldır. Çünkü bir toplumu millet yapar. Fransızlar Fransızca konuşurlar. Türkler ise Türkçe konuşurlar. Türkler Türkçeyi unutup başka dilleri anadil olarak kullanmaya başlarlarsa asimile olmuşlar demektir. Ana dillerini unutmadan yaşadıkları ülkenin dilini iyi konuşurlar, onların hukuk kurallarına uyarlar ve içinde yaşadıkları toplum ile uyum halinde yaşarlarsa o ülkenin insanları ile entegre olmuşlar demektir. Asimilasyon yok oluş, entegrasyon uyum demektir.
Kültürümüzü unutmamak, aksine yaşamak için okumalıyız, çocuklarımızı okutmalıyız. Çünkü çocuklar bir milletin geleceğidir.
Ne mutlu okumanın önemini anlayanlara!.. Ne mutlu çocuklarının eğitimine önem verenlere!..
Bu Yazıyı Yazdır