Beynimiz hayat boyunca bilgi depolar, sürekli olarak bilgileri günceller, siler, ekler vb. işlemleri gerçekleştirir. Beyin, vücudumuzun gelişim ve yeniliklere açık en önemli uzvudur. Beynimizin de diğer organlar gibi gelişiminin devam etmesi için antrenman yapmaya ihtiyacı vardır. Kol kaslarımızı geliştirmek için ağırlık kaldırmak gibi antrenmanlar değil. Beyinin antrenmanını düşünürek, öğrenerek, hareket ederek, duyularımızı çalıştırarak ve konuşarak sağlarız. Beynimiz âdeta bir öğrenme makinesi gibidir. İnsan bilinci açıkken daha iyi öğrenileceği söyleniyordu fakat son yıllarda bu durum değişti. Birçok araştırmacı uykuda daha iyi öğrenileceğini söylüyor. Philip Holt bunlardan birisi.
Uykuya geçtiğimizde bilgiler kısa dönemli hafızadan (bilinç) uzun dönemli hafızaya (bilinçaltı) geçiyor. Bilinçaltına yerleşen bilgiler hiçbir zaman unutulmaz.
Beynimizi genelde öğrenmek için kullanırız/çalıştırırız. Kullanım alanlarımızdan bir tanesi de ders çalışmaktır. Hayatımız sisteminde SBS, YGS, LYS, KPSS gibi uzayıp giden sınavlar yer almaktadır. Sınavları kazanmak için çalışarak öğrenme yani beynimizi kullanarak öğrenmek gerekir değil mi? Şimdi sizlere alanında uzmanlaşmış ünlü araştırmacılarca onaylanmış bazı taktikler ve en iyi öğrenme yollarından bahsedeceğim. Detaylı Bilgi »
Aile; sevgi, saygı ve huzurun en çok arandığı bir yer. Ailenin barındığı eve; kafamızdaki, gönlümüzdeki ve ruhumuzdaki kirleri girişteki paspasa silerek içeri dâhil olmalıyız. Çünkü aileyi meydana getiren bireyler arasında sağlıklı bir iletişimin olması gerekir. Bu, ailenin devamı için şarttır. Ailedeki sağlıklı iletişimi engelleyen birtakım nedenler vardır. Bu nedenler bilinir ve izole edilirse ailede iyi bir iletişim kurulmuş olur. Ebeveynler ile çocuklar arasında iyi bir diyalog kurulabilir. Dinlenen, önemsenen, değer verilen bir çocuk; ahlaki açıdan yüksek bir erdeme, mesleki açıdan mükemmelliğe ulaşabilir. Öyleyse ailedeki sağlıklı iletişimi, marazlı hale getiren engelleri tanımalıyız ve onları hayatımızdan çıkarmalıyız. Nedir bu ailedeki iletişimi engelleyen nedenler?
Sevgisizlik. Sevginin olmadığı bir yerde aile kurumu oluşamaz. Kelimelerle veya beden diliyle ifade edilen sevgi, bütün sorunları sihirli formülüyle çözer, ailede huzuru temin eder.
Saygısızlık. “Kendisine saygısı olmayanın başkalarını da saygısı olmaz.” anlayışı, ailede egemen olmalı. Kendisinin değerli olduğunu düşünen, başkalarının da en az kendisi kadar değerli olduğunu kabullenmeli ki, ailedeki iletişimi engellemesin. Güvensizlik. Ailenin her bireyinde güven duygusu tam olmalı. Can güvenliği, mal güvenliği, sır güvenliği gibi. Detaylı Bilgi »
MEVLÂNÂ CELALEDDİN-İ RÛMİ
“Mevlânâ” kelimesinin anlamı nedir?
Mevlânâ, “Efendimiz” anlamına gelmektedir. Gerek sağlığında, gerekse ölümünden sonra, saygı için bu adla anılmıştır. Mevlânâ “Molla Hünkâr” “Mevlay-ı Rum” (Anadolu’nun Efendisi) ve Mevlevi adlarıyla da anılmıştır.
Niçin Mevlana Celaleddin-i Rumi?
Çünkü Mevlana 802 yıl önce, 30 Eylül 1207 tarihinde doğdu. Bu yüzden 2007 Mevlana yılı olarak kutlandı. Bu kutlama kararı, Birleşmiş Milletlere bağlı UNESCO tarafından 3-15 Ekim 2005 tarihinde Paris’te alındı. Teklifi getiren ülkeler: Türkiye, Afganistan ve Mısır’dır. 2007 yılı Mevlana yılı oldu. Yıl içinde çeşitli kültürel etkinlikler gerçekleştiridi. Bu nedenle biz de Mevlana’yı kısaca sevenlerine hatırlatmayı düşündük. Detaylı Bilgi »
Birey olarak, aile olarak hayattan beklentilerimiz sınırsızdır. Hani ekonomistlerin dedikleri gibi “İhtiyaçlar sonsuz, kaynaklar sınırlı.” Çok şey bekliyoruz hayattan: Kat, yat, araba, fabrika, zenginlik… Derler ya insanoğlu “Homo economicus”tur. “Kendisine her koşulda maksimum fayda sağlayan seçeneği tercih eden kimse” Yani insanoğlu kendi çıkarını düşünen bir varlık. “Kendi çıkarını düşünmeyen bir insanda anormallik var.” deriz. Bu demek değildir ki “Çıkarı için her şeyi mubah gören” mantıkla hareket eder insanlar. Kendi hesabını bilmek ayrı, aşırı çıkarcı olmak ayrıdır tabi ki…
Bireyin hayattan birinci beklentisinin “Mutlu olmak” olduğunu vurgulamak istiyorum. Bu, dünya ve ahret mutluluğu olacaktır. Sadece maddî imkânlar insanda, psikolojik doyumu sağlayamıyor. Ruhun derinliklerinde bir şeylerin boşlukta, askıda kaldığı anlaşılıyor. Güzel bir araba almışızdır. Sevincimiz sonsuzdur, nirvanaya ulaşmıştır. Belli bir süre sonra bu mutluluk söner, yeni arayışlara gireriz. Sonra mutlu olmak, pahalı alışverişler yapmak anlamına gelmez. Ucuz, küçük bir kitap bile bizi mutlu edebilir. Detaylı Bilgi »
Yıl 2003. Mart ve nisan ayları. Gökyüzünde ağır bombardıman uçakları. Gece karanlığından yararlanarak Bağdat’ı bombalıyor. Irak’ın uçaksavarları ve topları gökyüzünü rast gele dövüyor. Hava bir aydınlanıyor, bir kararıyor. Sanki havai fişek gösterisi yapılıyor. Evlerden çığlık, kamu binalarından siren, minarelerden tekbir sesleri yükseliyor. Her şey savaş mantığı içerisinde işliyor. Taraflar az masrafla ağır zayiat verdirerek rakibinin savaş gücünü kırmaya veya muhatabını teslim olmaya zorluyor. Irak’ın rakibini savaştan caydıracak askeri bir teknolojiye sahip olmadığı ortaya çıkıyor. Anlaşılıyor ki kral çıplak. Sonuç; yıkım, kan ve gözyaşı…
O günlerde Irak’ta savaşanlar sadece askerler değildi. Askerler, sadece senaryosu yazılmış bir oyunu sahnede canlandırıyorlardı. Askerler işlerini Pentagon’un giriş kapısında yazılı “Zoru hemen başarırız, imkânsız biraz zaman alır.” Sözündeki güvenle yapacaklardır. Sahnenin dışında savaşı yapanlar ve savaşın kaderini tayin edenler ise, bilim adamlarıydı. Bilim adamları; savaşta kullanılan araç ve gereçleri en son teknolojiye göre tasarlamış, sanayiciler seri halde üretmiş ve politikacılar da onları askerlerin kullanımına tahsis etmişlerdir. Şayet aynı teknolojik güç, eğitilmiş Iraklıların elinde olsaydı, ya da Iraklılar, “Savaş, barış zamanında kazanılır?” düsturunu bilselerdi durum ne olurdu? Hazarda hazırlık yapmayanlar, barışın bedelini; kan ve gözyaşı olarak ödeyeceklerdir tabi ki… Detaylı Bilgi »
Merhaba! Aynaya bakmayı sever misiniz? Evet, ben severim. Neden mi? Aynanın arkasındaki siyahlıktan geçip daha uzaklardaki güzellikleri seyretmeyi sevdiğimden galiba.Yaş kemale erdi, saçlara karlar yağmış, alındaki kırışıklar saklanamaz hale gelmiş öyle mi? Ya sen? Henüz bir gonca bile değilsin. Sana ne oldu? Aynalara mı küstün? Ya delikanlım sen, sana ne oldu? Sen de mi aynalardan utanıyorsun, aynanın önünden hemen uzaklaşmak istiyorsun? Neden?..
“İnsan kendini beğenmezse çatlar, ölür.” derler. Katılıyor musunuz, bilmiyorum; ama sürekli kendisiyle kavga halinde olan, kendi varlığıyla barışık olmayan bir beden, biyolojik rahatsızlıklara maruz kalıyor, çağımızın vebası, stresten bitkin düşüyor. Bana kalırsa aynadaki görüntü son derece harika bir sanat eseri. Beğeniler sübjektiftir, duygusallıkla iç içedir. Sana göre çirkin olan bana, harikadır. Ya da tersini düşünebilirsiniz. Tıpkı renkler gibi. Bir zaman kımızı renk revaçta olur, başka bir zaman siyah. Hangisi daha güzel? Kırmızı mı? Siyah mı? Bana kalırsa ikisi de güzel. Renklere bir ressam gözüyle bakmak, onların arkasındaki inanılmaz renk cümbüşünü seyretmek, bir fizik mühensisinin ışığa ve ışıktaki tayf oyunlarına bakmak, bir oftalmoloğun gözün gerisindeki renk oluşumunu izlemek kadar başkadır. Detaylı Bilgi »
Bu yıl, iki dinî bayramımızdan biri olan Ramazan Bayramı’nı büyük bir sevinçle idrak edeceğiz. Rahmet ve mağfiret ayı Ramazan-ı şerifi geride bırakarak mutluluk gününe, sevinçlerin doruğa ulaştığı güne ulaşacağız. Eskiden neler yapılırdı bu güzel günün öncesinde, bayram gününde ve sonrasında?
Eskiden bayrama bir hafta kala, bayram hazırlıkları başlar, ev tepeden tırnağa yeniden temizlenir, eşyaların yerleri gözden geçirilir, minderler kabartılır, kılıflar, değiştirilirdi. Ailenin bütün üyeleri üzerinde bu hazırlığın tatlı bir etkisi görülür; değişiklikler yapılırken pek ayakaltında bulunmak istemezler, herkes kendine göre bir iş tutardı. Anneler çamaşırların yıkanmasını, ütülerin bitirilmesini, baklavaların yapılmasını; babalar, mezar ziyaretini, fıtır sadakalarının bayramdan önce en yakın akrabalardan başlamak üzere kimlere verileceğini planlardı. Çocuklar kendilerine en iyi; ama yakışan giysilerden aldırmaya çalışırlar, bayram günü hangi evlerin ziyaret edileceğini hesaplarlardı… Detaylı Bilgi »