Dil, anlaşmayı sağlayan bir iletişim aracıdır. Seslerden örülüdür. Sesler heceleri, heceler kelimeleri, kelimeler cümleleri ve cümleler de insanlar arasındaki anlaşmayı sağlar. Duygu, düşünce ve isteklerimizi hep dil denen sihirli ses şifreleri ile açıklarız. Bu ses şifreleri; zaman içinde gruplaşmış, sistemleşmiş, dil ailelerinin oluşmasını sağlamıştır. Türkçe, Ural-Altay dil ailesinin Altay kolunda yer almış, Orta Asya’dan yola çıkarak geniş bir coğrafyaya yayılıp serpilmiştir. Bugün çeşitli lehçelerde yaklaşık 218 milyon insan Türkçe konuşmaktadır. Coğrafi yaygınlık açısından değerlendirdiğimizde İngilizceden sonra dünyada ikinci büyük dildir. Kendine has özellik ve güzellikleri vardır.
1852 yılında Danimarkalı Türkolog Thomsen tarafından okunan, sekizinci yüzyıla ait Orhun Yazıtları Türkçenin ilk yazılı belgeleridir. “Türk” kelimesini ilk defa devletlerinin adında kullanan Göktürkler, otuz sekiz harfli bir alfabe, halen Çin’in Sincan Özerk Bölgesi’nde yaşayan yaklaşık 20 milyon Uygur Türk’ünün ataları ise, on dört harfli bir alfabe kullanmışlardır. Karamanoğlu Mehmet Bey, 1277 tarihinde bir fermanla Türkçeyi, devletin resmî dili olarak ilân etmiş, Osmanlı, yirmi dokuz harfli Arap alfabesine, yeni sesler ekleyerek Türkçenin ve Türk kültürünün günümüze dek taşınmasını sağlamıştır. 1910–1912 yılları arasında Selanik’te çıkarılan “Genç Kalemler” dergisi etrafındaki Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp gibi şair ve yazarlar Türkçede sadeleşme hareketini başlatmışlar, daha sonra 1 Kasım 1928 tarihinde yirmi dokuz harfli, Latin kökenli yeni Türk alfabesi kabul edilmiş, 1932 yılında Türk Dil Kurumu kurulmuştur. Bugün kullandığımız Güncel Türkçe Sözlükte, % 14’ü yabancı dillerden dilimize girmiş kelimeler olmak üzere 104.481 kelime vardır. Bu, Türkçenin ne kadar zengin bir dil olduğunu göstermektedir.
Dünya dilleri arasında Türkçe, yapı ve anlam bakımından müstesna bir yere sahiptir. Eskiden“Fransızca, centilmenlik dili” olarak bilinir, İngilizce için, “İngilizce lastik gibi yazılır, kauçuk gibi okunur.” derlerdi. Biraz gerçeklik payı olsa da bunlar, tabi ki öznel ifadelerdir. Her dilin kendine özgü özellik ve güzellikleri var. Türkçe; başka dillerde olmayan bir ses uyum güzelliğine sahiptir: kalınlık ve incelik uyumu. Bir sözcük kalın sesli (a,ı,o,u) ile başlamışsa takip eden hecelerin seslileri de kalın olur, ince seslilerle (e,i,ö,ü) başlamışsa takip eden hecelerin seslileri de ince olur. Bu, Türkçeyi kolay telaffuz edilen bir dil haline getirmektedir. Düzlük-yuvarlaklık özelliğine ise küçük ses uyumu diyoruz. Ünlü uyumlarının yanında ünsüz uyumlarının da olduğunu unutmamak gerekir. Ön ek almayan Türkçe, sondan eklemeli bir dildir. Birkaç istisna hariç kelimenin kök kısmına önce yapım eki, ardından çekim eki gelir (Göz+lük+çü+den). Sözcüklerin cinsiyeti, yani masculin-féminin, müzekker-müennes harfi tarifleri yoktur. Türkçede kısa yoldan anlatım vardır.
Türkçenin incelik ve güzelliği, kelimelere yüklenen anlamlarda saklıdır. Zaten şair ve yazarları büyük yapan özelliklerden biri de budur. Eserlerinde kelimelere yeni anlamlar yükleyerek anlatımlarını zenginleştirirler. Her kelimesinde ayrı bir anlam zenginliği ve güzelliği olan sözlü ve yazılı edebiyat ürünlerimiz buna örnektir. Bir manide.”A benim bahtı yârim/ Gönülde tahtı yârim/ Yüzünde göz izi var/ Sana kim baktı yârim” Yedili hece ölçüsü ile yazılan maninin ilk iki dizesi kafiyeyi sağlamak için doldurma sözlerden oluşmuştur. Esas söylenmek istenen son iki dizede yer almıştır. Sevdiğinin yüzünde, başkasının gözünün izi olduğunu görecek kadar hassas ve kıskançtır. Bakışın bir izi olmaz; ancak o bakışın izini görecek kadar temiz bir sevda var. Burada az sözle çok şey anlatılmıştır. “Ekmek Leyla oldu bire dostlarım/Mecnun olup ardı sıra giderim.” dizelerinde de aynı inceliği görüyoruz. Geçim sıkıntısındaki kişinin arayışı anlatmaktadır. “Ben güzele güzel demem /Güzel benim olmayınca” dizelerinde “Güzel” kelimesi ad ve zarf türünde kullanılmıştır. Aynı kelime farklı türlerde kullanılarak anlam zenginliği sağlanmaya çalışılmıştır. “Neden böyle düşman görünürsünüz/Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?” dizelerinde karşıt anlamlı sözcüklerle sanki hayat özetlenmiştir. Ayna karşısında kendisiyle hesaplaşan bir başka kişi “ Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?/Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?” dizelerinde şair, anlam inceliği oluşturmak için bilinen bir gerçeği bilmiyormuş gibi aktararak hayat muhasebesinin nihai toplamını görmeye çalışmaktadır. “Ateş düştüğü yeri yakar.” Sözünü hem gerçek hem de mecaz anlamıyla düşünebiliriz. Gerçekleşmesi imkânsız işlerle uğraşmanın yararsız olduğu: “Manda yuva yapmış söğüt dalına/Yavrusunu sinek kapmış, gördün mü?” alaycı ve iğneli sözlerle adeta masallaştırılarak anlatılmıştır.
Kültür, insanın-kendisi dışında- kendi eliyle ürettiği her şeydir. Geçmişten günümüze dek insanoğlunun ürettiklerini maddî ve manevî kültür olarak ikiye ayırabiliriz. Maddî kültür, evrenseldir, siyasi sınır tanımaz, onu başka ülkeler de kullanır. Bilgisayar böyledir. Haberleşme sistemleri böyledir. Manevi kültür ise millîdir. Manevî kültür deyince dilimiz yani güzel Türkçemiz, dinimiz yani İslâm’ın emir ve yasakları, törelerimiz, örf ve âdetlerimiz, alışkanlıklarımız, hukukumuz anlaşılmaktadır. Türkçe, aynı zamanda kültür taşıyıcılığı görevi üstlenmektedir. Geçmişin kültürel mirası, genç nesillere dil vasıtası ile aktarılmaktadır. Öyleyse Türkçe, Türk kültürünün geliştirilmesinde, tanıtılıp yaygınlaştırılmasında büyük öneme sahiptir. Yurdumuzda çizgi film sanayisi yeteri kadar gelişmediğinden masallarımız, efsanelerimiz hem kendi çocuklarımıza hem de yabancı ülke çocuklarına yeteri kadar tanıtılamamıştır. Türk kültürü, Asya’nın, Afrika’nın en ücra köylerindeki çocuklara ulaştığında ülkeler arasında barış köprüleri kurulacak; ticaret ve turizm canlanacaktır.
Türkçenin dünyada yaygın bir dil olma özelliğine yeni özellikler katmalıyız. Onu, bilim ve teknoloji alanında, ekonomide yeni terimlerle zenginleştirmeliyiz. Türkçeyi, Türklerle beraber yabancıların da konuştuğu bir dil haline getirmeliyiz. Tıpkı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi.
Hiç bilmeyenler için aşamalı olarak Türkçeyi öğretecek kitaplar hazırlamalıyız. Halen buna benzer, piyasada kitaplar bulunmakta; ancak Türkçenin bir dünya dili olması için yeterli değildir.
Bir yazarın dediği gibi “Türkçe, ağzımda annemin sütüdür.” İlk kelimeleri ondan öğrendim. Bu yüzden ana dilimiz diyoruz. Ana dilimize sahip çıkarken işe önce kendimizden başlamalıyız. Başkalarına benzeme özentisi, çokbilmişlik havası, argo fiyakaları, MSN ağızları ile Türkçeden uzaklaşmamalıyız. Yazılı, sesli ve görüntülü yayınlarda çalışanlar; zaten bu sorumluluğu taşımakta, kılı kırk yararak konuşmalarını ve yazılarını hazırlamaktadırlar. İş yerlerimize ad verirken seçeceğimiz tabela isimlerine dikkat etmeliyiz. Aksi halde Karamanoğlu Mehmet Beyi daha çok ararız.
Millet olmanın unsurlarından biri de muhakkak ki dildir. Vatanımıza, tarihimize, bayrağımıza, dinimize ve dilimize sahip çıktığımız sürece millet olarak var olmaya devam edeceğiz. “Türkçe, benim ses bayrağım” diyen şair, Türkçenin, Türk milletini temsil ettiğini ve korunması gerektiğini vurgulamıştır. Güzel Türkçemiz, dilimizde bal, bayrağımızda al, kilimimizde gül, kültürümüzde tutunacak dalımız olsun.
Bu Yazıyı Yazdır